Önce
"Nereden buldu"
zaman geçtikçe
"nasıl büyüdü"
ve en sonunda da 
"nasıl batar"
soruları...
"Mucize"
gelişmeler
karşısında
şaşkınlık
ifade eden
bu soruların
cevabı 
var aslında...
Hiçbir değer;
emek vermeden
alın teri dökmeden
kazanılmıyor...
Para ve aşk da öyle...
Kolay elde edenler,
kolay kaybediyor...
İtibar, çok başka...
O yüzden itibarlı
insanlar
dirençlidir,
kolay teslim olmaz!..
Bilirler ki,
"Altın yere düşmekle 
paslanmaz"...

Bugünkü öykümü;
her türlü olumsuzluklara
rağmen
dik durmaya
çalışan
onurlu insanlara
ithaf
ediyorum...


*                         *                           *
Çevresinde yardımsever biri olarak sevilen ve saygı gören
Kemal Bey, o gün eve erken geldi. Karısı Nurten Hanım,
her zamanki gibi kapı girişinde kocasına terliklerini giydirdi. Kemal Bey,
ceketini vestiyere
asıp, ağır adımlarla
salondan misafir odasına doğru yöneldi. Nurten Hanım, 40 yıldır aynı yastığı paylaştığı
Kemal Bey'i
ilk kez böylesine bedbah görmüştü. Kötü bir şey olduğunu seziyordu ama
soramadı, ürktü. Kemal Bey, gözünü TV ekranından
almadan
kumanda aletiyle bir o kanala, bir bu kanala
geziniyordu. O sırada karısının odaya girdiğini bile fark etmemişti. Nurten Hanım,  "Ne oldu Kemal?" diye sordu ama bir cevap alamadı. Bir tuhaflık vardı. Kocasının; kardeşleri yüzünden başının sıkıntıya girdiğini düşündü. Ancak, böyle zamanlarda dahi
Kemal Bey, böylesine bir ruh haline bürünmezdi.  Kocasını bu hale getiren
şey ne olabilirdi?..
Nurten Hanım,
iki oğulunu eve çağırmayı düşündü. Çünkü, kocasından hiçbir tepki alamıyordu. Hemen oğullarına telefon etti ve odaya döndü. Kemal Bey,
bıraktığı gibi duruyor, gözünü televizyon ekranından ayırmıyordu. Nurten Hanım, "Başka bir şey var" dedi kendi kendine. Kocasının yanına usulca oturdu, ellerini tuttu. "Ne oldu Kemal?" diye sordu. Kemal Bey, derin bir uykudan uyanmış gibi irkildi. "Ne mi oldu?" dedi.
Büyük bir kereste fabrikasının sahibi olan Kemal Bey,
bir arkadaşı için bankaya kefil olmuştu.  Arkadaşı, banka kredi borçlarını ödemediği için
onun tüm mal varlığına haciz gelmişti...

Kemal Bey, kendisini 
gözyaşları içinde
pürdikkat dinleyen
Nurten Hanım'a
 "Mal mülk değil mesele. İşçilerimin ücretini ödeyemedim, ona yanıyorum" dedi. 
İşçilerin en yeni işe gireni en az 10 yıllıktı. 20 işçi onun evladı gibiydi.
Kendi yüzünden işçileri de zora sokmuştu. Bu insanlar,
ev kiralarını nasıl vereceklerdi? Taksitlerini nasıl ödeyeceklerdi? Ne yiyip ne içeceklerdi?..
Nurten Hanım, "Allah büyüktür ve doğruların yardımcısıdır" deyip,
kocasının saçlarını okşadı. Bu temas ve sözler,
Kemal Bey'e güç vermişti...

Nurten Hanım, yokluklar görmüş bir kadındı. 6 çocuğuyla birlikte
kocasının yakınlarını da bakmıştı. Kemal Bey'in giyimdeki titizliği
yediği içtiğinde de vardı. Her sabah banyo yapar. Yakası kolalı gömleğiyle
jilet gibi takımını giyip,
namazını kıldıktan sonra evden çıkan Kemal Bey,
öğle yemeklerini dışarıda yerdi ama Nurten Hanım, akşama sipariş edilen yemeği yapmaya koyulurdu. Bilge kadındı Nurten Hanım. En önemli sorunları bile,
ustaca çözerdi.
Kemal Bey, Doğu Karadeniz kökenli,
Nurten Hanım da mübadildi.
 
Kocası gittikten sonra Nurten Hanım, yatak odasına geçti. Çeyiz sandığını açtı ve
evlendiği zaman takılan
bilezikleri çıkardı. 15 dal bileziği vardı. 

Nurten Hanım, eve çağırdığı oğulları Yavuz ve Mehmet'i
kapıda karşıladı. Oğulları heyecanlıydı. "Ne oldu anne?" diye sordular. "Bekleyin,
geliyorum"
dedi. Üstüne mantosunu giyip,
üçü birlikte merdivenlerden indi. Nurten Hanım, "Babanıza gidiyoruz" deyince,
ikisi birden şaşırdı. "Neden?" sorusuna Nurten Hanım cevap vermedi.

Fabrika, evlerine yakın sayılırdı. Yol boyunca
hiç konuşmadılar. Fabrikaya geldiklerinde
işçiler kapıda bekleşirken gördüler. Yavuz ve kardeşi Mehmet
bir gariplik olduğunu anlamışlardı. 
Nurten Hanım, 
oğullarına "Beni bekleyin" dedi. Nurten Hanım'ı
gören Kemal Bey şaşkındı. Çünkü, Nurten Hanım 
tek başına fabrikaya hiç gelmemişti. Kemal Bey'in şaşkınlığını anlayan eşi,
"Oğullarım yanımda" dedi. Kemal Bey, hemen atıldı, "Bir şey deme sakın"... Nurten Hanım, hayır dercesine kafasını sallayıp, elindeki poşeti uzattı." Kemal'im 15 dal bileziğimi al ve işçilerinin parasını öde" dedi.
Kemal Bey donup kalmıştı. " Nasıl olur?" diye itiraz etti ama
başka çaresi de yoktu. "Tamam" diyerek, başını salladı. 
Kemal Bey, karısının bu asil davranışı karşısında
bir kere daha gururlanmıştı. Birlikte aşağıya indiler. Oğulları onları mutlu gördu. Ancak,
 "Biz buraya niye geldik?" dercesine de birbirlerine baktı. Nurten Hanım, akıllı kadındı. "Babanız buraya tek gelmemi hiç istemedi. O yüzden sizi çağırdım" dedi.
Kemal Bey, oğullarına her zamanki gibi
hasretle sarıldı, torunlarını sordu. Karısı ve iki çocuğu fabrikadan
ayrılırken Kemal Bey, ustabaşı Selim'i yanına çağırdı. Elindeki poşeti uzattı. "Al bu bilezikleri, kuyumcu Hasan'da bozdur ve işçilerin
ücretlerini öde. Üstünü de bana getir"
dedi.
Akşam olduğunda, Kemal Bey
biraz daha moralliydi. İçinde bir umut ışığı vardı. Bu durumdan kurtulacaktı. Ama nasıl? Bir mucize gerekti.
Sabahın ilk ışıklarıyla uyanan Kemal Bey, her zamanki gibi banyosunu yapıp, namazını kıldıktan sonra evden ayrılırken, Nurten Hanım onu,  "Allah doğruların daima yardımcısıdır" diyerek, dualarla uğurladı...
Kemal Bey, her sabah uğradığı Cemal'in Kahvesi'nin önünden geçmedi. Berber Sırrı'ya takılmadı. Kasap Mustafa'ya da selam vermeden
geçti.

Fabrikaya geldiğinde,
işçiler kapıdaydı. Onlar her zamankiden daha erken gelmişti. Kemal Bey de şaşırdı. Neden erken geldiler, diye. Ustabaşı Selim, çağırmış meğer. Selim, bütün işçilere
ücretlerinin Nurten Hanım'ın bileziklerinin
bozulmasıyla
verildiğini anlatınca;
işçiler çok duygulanmıştı. Kemal Bey'e moral vermek için
erkenden işe başlamışlardı. Gerçi iş yoktu ama orada bulunmaları bile bir anlam taşıyacaktı.

Kemal Bey, bütün işçilerini yanına çağırdı. Onlara,
"Arkadaşlar" dedi. " "Fabrikayı bir süre sonra kapatmak zorunda kalacağım. Bu ay ücretinizin tamamını da veremiyorum. Hakkınızı helal edin. Param olduğunda ilk fırsatta sizlere olan kalan ücret borcumu işyerini kapatırsam da tazminat borçlarımı ödeyeceğim." 

Bu sözleri duyan
işçiler ağlıyordu ne olduğunu çözememişlerdi. Kemal Bey onların babası gibiydi. Her türlü dertleriyle ilgilenirdi. Bir patrondan çok, bir aile reisiydi o. Kiminin çocuğuna burs veriyor, kiminin ev taksitlerini ödüyordu. Kemal Baba, nasıl iflas edebilirdi?.. İşler iyiydi ve para kazanılıyordu...
Ustabaşı Selim'in
sesi, odada bir silah gibi patladı: "Hayır... Sizin yıkılışınızı seyredemeyiz." İşçiler, Selim'in komutuyla, hep birlikte masaya doğru bir adım daha attı: "Bugünleri hep birlikte atlatacağız. Varken beraberdik, yokken de beraber olacağız"...
Kemal Bey, çok duygulandı. Hıçkıra hıçkıra ağlamamak için kendini zor tuttu.
  
Bu sırada,
dahili telefonunun zil sesi,
duyuldu. Kemal Bey, bir süre bakmadı. Telefon ısrarla çalıyordu. Ustabaşı Selim,
ahizeyi kaldırdı. Nizamiye  bekçisi, Kemal Bey'in bir misafiri olduğunu söyledi.  Kemal Bey, "gelsin" deyince,
odadan çıktı. Biraz sonra, genç bir adam, elindeki siyah çantayla kapıda belirdi. "Buyrun" dedi Kemal Bey. Adam, kendini tanıttı. Almanya'ya kereste ihracatı yapan bir büyük firmada çalıştığını söyleyip,
bir mektup uzattı. Kemal Bey, "Ne mektubu?" diye soracakken,
genç adam, "Patrondan" dedi. Zarfı merakla açtı Kemal Bey. "Baba" hitabıyla başlayan mektubu hızla okudu. Gözleri doldu, dışarı çıktı. Yağan yağmura aldırmadan balkonda öylece durdu. Ustabaşı Selim,
odada yalnız kalan
genç adamın yanına gitti, "Ne oldu?" diye sordu. Genç adam, masanın üzerindeki mektubu işaret ederek, "Bunu okuduktan sonra ağladı oldu" dedi.
Ustabaşı
Selim, masa üzerindeki kısa mektubu göz ucuyla okudu. "Bankacılardan duydum, seni zor durumda bırakmışlar. Her zamanki gibi insanlık yapıp, arkadaşını kurtarmak istemişsin. Sen doğruluktan yana bir insansın, yine doğru yapmışsın. Yanlış olan arkadaşın. Hiç üzülme. Birlikte iş yapalım. Sen de kazan. Ancak, ben senden daha karlıyım. Hem parayı hem de babamı kazanacağım. Ellerinden öperim. Eski işçin ve oğlun Ulubeyli İmdat..." 

Firma yetkilisi genç adam, olup bitene bir anlam verememişti. Kötü bir şey olduğunu sandı. Ancak yapacağı bir şey yoktu, patron öyle istemişti. Kemal Bey o sırada içeri girdi. Genç adam,
başlığında, "sözleşme" yazan kağıdı uzattı bu kez.
Kemal Bey, 10 maddelik sözleşmeyi bir çırpıda okudu. Kemal Bey'den yüklü miktarda kereste alınacak ve tomruk bedelleri de
dahil her şey peşin ödenecekti. Gecikme karşılığında bir tazminat söz konusu değildi. Ayrıca yüklü miktarda da
avans verilecekti. Bu teklif inanılmazdı. Sözleşmeyi imzalayan
Kemal Bey, bir nüshasını da kendi aldı. İşçileri yeniden yanına çağıran
Kemal Bey, müjdeli haberi verdiğinde
fabrikada adeta bayram vardı. Hızar makineleri temizlendi, raylar kontrol edildi, şeritler bilevlendi. Forkliflerin lastikleri değiştirildi. Geniş çaplı bir bakıma girişildi.

Kemal Bey, o gün eve erken gitti. Alışveriş yaptı. Karısının sevdiği pastalardan almıştı,
Nurten Hanım, 
son zamanlarda Kemal Bey'i böyle mutlu görmemişti. Kocası sevinç içindeydi. "Servetini kaybeden
biri, nasıl bu kadar mutlu olabilirdi?"
diye
kendi kendine söylendi. Kemal Bey, karısının merak ettiğini anlamıştı. Elindeki poşetleri yere bırakıp,
karısının
koluna girdi ve onu mutfakta sandalyeye oturttu. Nurten Hanım,
neredeyse aklını kaybedecekti. Ne olmuştu? Kemal Bey, olanları anlattı. Nurten Hanım, İmdat'ı tanımıştı. Hatta onun köydeki düğününe de gitmişlerdi. "Helal olsun" dedi Nurten Hanım.  Kemal Bey, karısına sarıldı. "Evet karıcığım. Allah daima doğruların yardımcısıdır" dedi. İkisi de ağlıyordu. Nurten Hanım, yukarıya doğru bakan buğulu gözler ile "İyilik yap denize at, balık bilmese de Halik bilir, bu işte" diyerek,
şükretti. Kemal Bey, yaptığı iyiliklerin karşılığını en zor gününde görmüştü. O da ellerini semaya açıp,
Allah'a dua etti. Daha çok çalışıp, bu kötü günleri geride bırakacaktı. Karısı Nurten'e bir kere daha sarıldı ve
istemediği halde bileziklerini
veren eşine "Allahım beni, senden sonraya bırakmasın" dedi. "O nasıl söz Kemal" diye itiraz etti Nurten Hanım ama
Kemal Bey, karısından 16 yıl önce
hayatını kaybetti.


*                          *                        *

Bugününüz dünden daha iyi olsun. Sağlıklı ve huzurlu günler dileğiyle...

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner227

banner226