"Nasıl oldu?", "Nasıl
battı?" 
gibi bir yığın
soru... 
“Mucize” olarak tanımlanan bir yığın gelişme karşısında sözcükler, adeta bir insan gibi çaresizce başını eğiyor...
İnananlar için
zor değil,
bu sorulara
cevap verebilmek!..
Batan da yıkılan da
nedenini bilir,
eğer kalbini yoklarsa...
Bugünkü öykümü,
sıklıkla kalbini yoklayanlara ithaf ediyorum...


*                         *                           *
Çevresinde yardımsever biri olarak sevilen ve saygı gören
Kemal Bey, o gün eve erken geldi. Karısı Nurten Hanım,
her zamanki gibi terliklerini kendi elleriyle giydirdi. Kemal Bey,
ceketini kapı girişindeki dolaba asıp, ağır adımlarla
salondan misafir odasına doğru yönelirken
Nurten Hanım, ilk kez kocasını böyle mutsuz
görmüştü. "Kötü bir şey olmasa,
Kemal Bey, böyle davranmazdı" 
diye düşündü.
Kemal Bey, koltuğa oturup,
televizyonu açtı. Elindeki kumanda aletiyle 
kanaldan kanala atlıyordu. Karısının
odaya girdiğini fark etmemişti. Nurten Hanım, ürkek bir sesle, "Ne oldu Kemal?" diye sordu. Kemal Bey duymamıştı.
Nurten Hanım, kocasındaki tuhaflığa bir anlam verememişti. Yine kardeşleri ile yeğenlerinin
yüzünden başı derde mi girmişti?..
Ancak, böyle zamanlarda dahi
Kemal Bey, neşesini bozmamıştı. Kocasını böylesine üzen
şey ne olabilirdi?..

Kemal Bey, çocuklarını çok severdi. Nurten Hanım,
oğullarını çağırmayı düşündü. Kocası bir tuhaftı.
Hemen oğullarına telefon etti ve odaya döndü. Kemal Bey,
bıraktığı gibi duruyor, gözünü televizyon ekranından ayırmıyordu.
Nurten Hanım, "Başka bir şey var" dedi kendi kendine. Kocasının yanına usulca oturdu, ellerini tuttu. "Ne oldu Kemal?" diye sordu. Kemal Bey, derin bir uykudan uyanmış gibi irkildi. "Ne mi oldu?" dedi. Nurten Hanım, "Canını sıkan nedir Kemalim, anlat ne olursun?" diye ısrar etti.
Kemal Bey, "yok bir şey" derken bile yüzündeki ifadeden yakalanıyordu. Nurten Hanım, bir daha, "Yalvarırım ne olur anlat" dedi.
Büyük bir kereste fabrikasının sahibi olan Kemal Bey,
bir arkadaşının kredi alması için kefil olmuştu. Arkadaşı, banka kredi borçlarını bir süre sonra ödememeye başlamştı. Banka, bu kez Kemal Bey'in üzerine gitti.
Kemal Bey, bunları anlatırken,
gözleri dolan karısına, "Mal mülk değil mesele, işçilerimin ücretini ödeyemedim ona yanıyorum" dedi. İşçilerin her biri, 10-15 yıldır çalışıyordu. Ev kiralarını nasıl verecek, taksitlerini nasıl ödeyeceklerdi? Ne yiyip ne içeceklerdi? Kemal Bey, çaresizdi, çünkü banka hesapları bloke edilmişti...
Nurten Hanım, yokluklar görmüş, acılar çekmiş biriydi. Bilgiliydi, tutumluydu. En sıkıntılı anlarda dahi hiç kimseyi kırmadan
diplomat zekasıyla sorunları çözmeyi bilen 
bilge kadındı. 
Nurten Hanım, yatak odasına geçti. Çeyiz sandığını açtı ve
evlendiği zaman alınan bilezikleri çıkardı ve kocasına seslendi:
"Kemalim, bu bilezikleri
al ve işçilerinin ücretini öde" 
dedi.
Kemal Bey, donup kalmıştı. " Nasıl olur?" diye itiraz etti. Aslında başka çaresi de yoktu.
"Tamam" diyerek, başını salladı. Bu sırada kapının zili çalmıştı. "Bizim çocuklar geldi galiba" dedi Nurten Hanım kapıya doğru ilerlerken
Kemal Bey, "Sakın çocuklara bir şey söyleme" diye seslendi. İki oğlunun
bir dediğini iki etmeyen
Nurten Hanım, bu kez adeta ser verdi,
sır vermedi.

Sabahın ilk ışıklarıyla uyanan Kemal Bey, her zamanki gibi banyosunu yapıp, namazını kıldıktan sonra evden ayrılırken, Nurten Hanım onu, "Allah doğruların daima yardımcısıdır" diyerek, dualarla uğurladı...
Kemal Bey, her zaman evden çıktıktan sonra uğradığı Cemal'in Kahvesi'nin önünden geçmedi. Berber Sırrı'ya takılmadı. Kasap Mustafa'ya et siparişi de vermedi. Evlerinin hemen ilerisindeki duraktan taksiye binerek fabrikaya gitti. Bir süre sonra da işçiler geldi. Ustabaşı Selim'i
çağıran Kemal Bey, bütün işçilerin yanına gelmesini
istedi. Kemal Bey, "Arkadaşlar" diye söze başladı. "Fabrikayı bir süre sonra kapatmak zorunda kalacağım. Bu ay ücretinizin tamamını da veremiyorum. Hakkınızı helal edin. Param olduğunda ilk fırsatta sizlere olan kalan ücretler ile tazminatları ödeyeceğim." 
İşçiler ağlıyordu ne olduğunu anlamamışlardı. Kemal Bey, onların babası gibiydi. Her türlü dertleriyle ilgilenen bir patrondan çok, bir aile reisi gibiydi. Kiminin çocuğuna burs veriyor, kiminin ev taksitlerini ödüyordu. Kemal Baba, nasıl iflas edebilirdi?.. İşler yoğundu ve para da kazanılıyordu...
Ustabaşı Selim'in sesi, odada bir silah gibi patladı: "Hayır... Sizin yıkılışınızı seyredemeyiz." İşçiler, Selim'in komutuyla, hep birlikte masaya doğru bir adım daha attı: "Bugünleri hep birlikte atlatacağız. Varken beraberdik, yokken de beraber olacağız"...
Kemal Bey, çok duygulandı. Cebindeki bilezikleri
işçilere uzattı. "Bozdurun paranızı alın" dedi. İşçilerin hiçbiri kendilerine uzatılan bilezikleri almadı.  
Odada derin bir sessizlik hakimdi. Dahili telefonunun zil sesi,
sessizliği bozdu. Nizamiye bekçisi, Kemal Bey'in bir misafiri olduğunu söyledi. İşçiler, odadan çıktı. Bir süre sonra, genç bir adam, elindeki siyah çantayla kapıda belirdi. "Buyrun" dedi Kemal Bey. Adam, kendini tanıttı. Almanya'ya kereste ihracatı yapan bir büyük firmada çalıştığını söyleyip,
bir mektup uzattı. Kemal Bey şaşırmıştı. "Neyin nesi bu mektup?" diye soracakken,
genç adam, "Patrondan" dedi...
Zarfı merakla açtı Kemal Bey. "Baba" hitabıyla başlayan mektubu, hızla okudu. Gözleri doldu, dışarı çıktı. Yağan yağmura aldırmadan bahçedeki banka oturdu. Ustabaşı Selim, bu sırada odada yalnız kalan
adamın yanına gitti, "Ne oldu?" diye sordu. Genç adam, masanın üzerindeki mektubu işaret ederek, "Bilmiyorum, bu mektubu okuduktan sonra ağladı" dedi. Kemal Bey'in oğlu gibi sevdiği İmdat, elinde tuttuğu mektupta, "Bankacılardan duydum, seni zor durumda bırakmışlar. Her zamanki gibi insanlık yapıp, arkadaşını kurtarmak istemişsin. Sen doğruluktan yana bir insansın, yine doğru yapmışsın. Yanlış olan arkadaşın. Hiç üzülme. Birlikte iş yapalım. Sen de kazan ben de. Ancak, ben senden daha karlıyım. Hem parayı hem de babamı kazanacağım. Ellerinden öperim. Eski işçin Düz Mahalleli İmdat..." 
Firma yetkilisi genç adam, olup bitene bir anlam verememişti. Kötü bir şey olduğunu sandı. Ancak yapacağı bir şey yoktu, patron öyle istemişti. Kemal Bey'e bir kağıt uzattı. Kağıdın başlığında, "sözleşme" ibaresi vardı. Kemal Bey, 10 maddelik sözleşmeyi okudu. Kemal Bey'den bir yılda üretebileceği bütün keresteleri
isteniyordu. Ayrıca, temin edilecek tomruğun bedelini de
kendisi peşin ödeyecekti. Bu teklif inanılmazdı. Bankta oturan Kemal Bey'in sıkıntıları,
yağan yağmurla birlikte akıp gidiyordu. Bu sözleşme, kısa sürede
duyuldu, işçiler sevinç içindeydi. Bunu paylaşmak istediler ama Kemal Bey, çoktan evin yolunu tutmuştu...
Nurten Hanım, kocasının bu kadar erken eve döndüğünü görmemişti. "Hayırdır inşallah" deyip
kapıyı açtı. Kocası sevinç içindeydi. Nurten Hanım, Kemal Bey'in altın bilezikleri
geri vermesine hepten şaşırdı. Meraktan çatlayacaktı sanki. Kemal Bey, karısının merakını bir çırpıda giderdi.  "Evet karıcığım, Allah daima doğruların yardımcısıdır" dedi. İkisi de ağlamaya başladı. Kemal Bey, olup biteni gözyaşları arasında anlattı. Eski işçisi İmdat, imdada yetişmişti. Nurten Hanım, kocasına sarıldı. "Balık bilmese de Halik biliyor bey" dedi. Yapılan iyilikler karşılıksız kalmamıştı. "İyiler daima kazanır" diye boşuna dememişlerdi.
O gece Kemal Bey, oğulları Yavuz ve Mehmet'i eve yemeğe çağırdı. Torunlarıyla  büyük ve mutlu bir aile fotoğrafı ortaya çıktı. Yaşananlar, inanılacak gibi değildi. 


*                          *                        *

Bugününüz dünden daha iyi olsun. Sağlıklı ve huzurlu günler dileğiyle...

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner228

banner226