Her şey apaçık ortada;
"Etme bulma dünyası" bu işte...
Sevap yapan sevabının, günah
işleyen günahının
karşılığını alacak...
Biri cehenneme
diğeri ise cennete
gidecek...
Sabilere ve akli dengesi
yerinde olmayanlara
zaten söz yok!..
Bugünkü öyküm
"Cennete yatırım"ı,
inançlarını
samimiyetle yaşayanlara
ithaf ediyorum...


*                    *                 *
Necati, 1960'lı yıllarda  Almanya'ya
gelmiş ve uzun yıllar sonra
zengin olmuştu. Fabrikalar, yazlık- kışlık evler ve son model
otomobilleri vardı. Yanında binlerce Türk işçisi çalıştırıyordu. Cimriliği nedeniyle
lakabı "Alaman Necati" idi.


Fabrikada ender günlerdendi. Alaman Necati, işçilerin arasında
yemek yiyecekti. Salona girdiğinde, işçilerin yüzündeki ifadeden
kendisine olan nefreti görüyordu ama yine de tebessüm etti. İçinden de
"Bu şerefsizlere iyilik yaptım. Karşılığı bu mu?" diye geçiriyordu.

Necati, hanımı  Handan ile birlikte Almanya'ya gelmişti. İkisi de 
aynı iplik fabrikasında çalışıyordu. Handan, fabrikada geçirdiği iş kazasında hayatını kaybedince, Necati yüklü bir tazminat almıştı. Çocukları yoktu. Necati, genç yaşına rağmen hiç evlenmedi.

Yıllar önce çalıştığı iplik fabrikası ekonomik sıkıntıya düştüğünde,
şef pozisyonunda olan
Necati, banka kredisiyle çalıştığı işyerini satın almıştı.
Türk gazeteleri,
"Samsunlu işçi, 15 yıl çalıştığı fabrikayı satın aldı" diye manşet attı. Necati, ünlü bir işadamı olmuştu. İşleri daha iyi noktaya getirdi. Fabrikada verimlilik arttı. Ancak, Türk işçileri onu hiç sevmedi. Çünkü, onların sosyal haklarını vermiyor, hatta maaşlarında kesintiler yapıyordu. Karşı gelenleri, bir biçimde
Türkiye'ye geri gönderiyordu. Türk işçiler ondan korkuyordu.

Necati, bir gün işçilerin yemek
saatinde aralarına oturdu. Masasına oturduğu işçiler ona hatır dahi sormadı. Necati'nin içi içini yiyordu. "Hepsini göndereyim memleketine de görsünler" diye kendi kendine söylendi. Masadan hırsla kalktı.
 
Hayatta kimi kimsesi kalmamış olan "Alaman Necati"nin yaşı 75'i bulmuştu. Aslında hastaydı. Ama cimriliğinden doktora gitmezdi.
Akciğerinden rahatsızdı. Bazen öksürükten boğulacak gibi olurdu. Bal ile limonu ılık suda karıştırıp içerdi.

-HELGA'NIN DERSİ


Canı sıkkındı. Hastalığı da ilerliyordu. Frankfurt yakınlarında 
yeşillikler içindeki Bilderberg kasabasına gidip,
dinlenmek istedi. Yorgundu. Şoförü otomobili hazırladı,
bagaja yiyecek ve içecekler konuldu. "Alaman Necati" yolda masraf yapmayı
sevmezdi. Kraker ve büskivü yiyerek,
saatlerce yolculuk edebilirdi. İki saat sonra Bilderberg'e gelmişlerdi. Altında lokantası ve pastanesi olan
butik otele yerleşti. Akşam üzeriydi. Duşunu alıp aşağıya indi. Pastaneye oturdu. Tezgahtaki pastalara baktı. Hepsi sanki sanat şaheseriydi ama pahalıydı. O pastaların olduğu tezgaha bakakalmışken, arkadan bir kadın "Necati" diye seslendi. Kendi yaşlarında tonton bir kadındı.  "Tanımadın mı Necati, ben Helga" deyince,
birbirlerine sarıldılar. Helga ile Necati aynı fabrikada işçi olarak çalışmışlardı. Helga, Necati'nin vefat eden eşi Handan'ın da çok yakın arkadaşıydı. Sevinçlerini ve acılarını hatta parasızlıklarını paylaşmışlardı. Neşeli ve esprili bir kadın olan Helga, "Deminden beri pastalara bakıyorsun. İstediğin pastayı sana ısmarlayabilirim" dedi. "Buralarda pastalar pahalıdır"...
Alaman Necati, mahcup olmuştu, belli etmedi. "Diyabet hastasıyım" diyerek,
Helga'yı geçiştirdi. Bir pastaya 20-25 Avro verir miydi? Masaya oturdu. Çay içtiler. Helga emekli maaşıyla
geçiniyordu. O da eşini kaybettikten sonra 
sürekli tatile çıkıyordu.
Alaman Necati, "Emekli paranla dünyayı mı geziyorsun?"
dedi. Alaman Necati, yıllar vardı memleketine bile gidememişti. Helga, maaşının fazlasıyla yettiğini ve "Parayı mezara götüremeyeceğini" söyledi. Necati, kıpkırmızı olmuştu. Masadan kalktı, odasına çıktı. Bavulunu hazırlayıp, şoförüne telefon açtı, "Dönüyoruz" dedi. Şoförü şaşkındı. Patronu, yatmadığı halde otel parası ödeyecekti.

-İLK KEZ NAMAZDAN

Alaman Necati, yol boyunca hiç konuşmadı. "Ben ne biçim insanım" diye söylenip durdu. Kime kalacaktı bu kadar mal mülk? "Ne kendim yedim ne de fakire fukaraya yedirdim" dediğinde sesi yükselmişti. Şoförü,
"Efendim" dedi. Necati hiç karşılık vermedi. Geç olmuştu. Şoförü onu eve bıraktı. Sabah daha erken gelmesini istedi. Gözüne uyku girmiyordu... İşçilerin ona bakışları gözünün önüne geliyordu. Sonra fabrikanın ilk sahibi aklına geldi. İşçinin alınterinin karşılığını veren babacan bir adamdı. Adaletliydi. "Bir Almanın yaptığına bak bir de benim" diye söylendi. Uykusu hepten kaçtı.

Sabah ezan saatiydi. İlk defa namaza gidecekti. Evinin 2 sokak ötesinde küçük bir cami vardı. İmamı Samsunluydu ama hiç tanışmamışlardı. Zaten cemaat bir elin parmakları kadardı. Ön tarafta saf aldı. İmam Mehmet onu gördü, "Hoşgeldin Necati Bey" dedi. Namazdan sonra görüşmek istediğini söyledi Necati. İmam Mehmet, sağ elini kalbinin üzerine getirerek, "Ne demek" dedi.
 
 
İmam Mehmet'in küçük odasında oturdular. Biraz havadan sudan söz ettiler. Necati, bütün içtenliğiyle yaşadıklarını anlattı. İşçilerinin onu sevmediğini ve candan bir arkadaşının da olmadığını söyledi. Kendisini hep işine vermişti. Hastalığının da ilerlediğini ve kendini iyi hissetmediğini belirtti. İmam Mehmet, onu can kulağıyla dinliyordu. 
Alaman Necati, "Hak vaki olduktan sonra
bütün servetinin hayır hasenat yolunda harcanmasını 
vasiyet edeceğini
" söyledi. Mehmet Efendi, Necati'den yaşça çok küçüktü. "Haddim değil ama Necati Bey" dedi. "Sen önce işçilerinle helalleş"... Kul hakkını, Allah'ın bile affedemediğini
kişilerin kendi aralarında bu sorunu halletmeleri gerektiğini söyledikten sonra,
cimrilik üzerine bazı ayetleri okudu. Necati, üzerindeki büyük bir yükten kurtulmuş gibiydi. İlk kez kendisini bu kadar rahat ve mutlu hissetmişti; vedalaştılar. 

-ALAMAN NECATİ NE YAPIYOR?

 Fabrikada işbaşı vakti gelmişti. Doğruca fabrikaya gitti. Kendisinden başka kimsenin hiç girmediği odasında bir süre oturdu. Büyük bir kartona bir şeyler yazdıktan sonra onu bantla görünecek bir yere yapıştırdı. Sonra Genel Müdür Selma Hanımı arayarak,
bütün işçilerin salonda toplanmasını istedi. İşçiler tedirgindi. Yine işten çıkarmalar olacaktı. Salonda çıt yoktu. Alaman Necati, mikrofondaydı. Önce öksürerek boğazını temizledi sonra konuşmaya başladı. Almanya'ya ilk geldiğini günlerde yaşadıklarını ve eşini kaybedişini anlattı. "Yaa işte bu ülkeye çok şey verdik ama bizden de çok şey aldı" dedi. İşçiler ağlamamak için kendini zor tutuyordu ama içlerinde de bir endişe vardı.
Alaman Necati, bir oyun peşinde miydi?..
"Geçmişten bugüne kalan tüm haklarınız sizlere ödenecektir"
dediğinde, salon alkıştan yıkıldı. Necati, susmalarını istedi. İşçilerin tüm çocuklarının eğitim giderlerinin vakıf tarafından karşılanacağını
ve bu vakfın kadın işçilere de pozitif ayrımcılık yapan
maddi katkıları olacağını söyledi. İşçiler çılgına dönmüştü. Alaman Necati, artık "Baba Necati" olmuştu.


-CİMRİLER CENNETE GİREMEZ
Aradan bir hatta geçti. Alman Necati evinde ölü bulundu. Cenaze namazını, hemşehrisi olan İmam Mehmet kıldırdı. Cenazesi kalabalıktı. Hiçbir Türkün cenazesinde bu kadar büyük cemaat görülmemişti. Cenazesi Türk mezarlığında toprağa verildi.

Ertesi gün fabrikada işbaşı vardı. Makinelerin dışında kimsenin sesi çıkmıyordu. Selman Hanım, o gün patronunun odasına ilk kez girdi. Kapıyı açtığında,
tam karşısında büyük bir kartona yazılmış bir yazı gördü: "Cimri olan kimse cennete giremez-Tirmizi" Selda Hanım, tebessüm etti. Patronu, ölmeden önce de
cennete yatırımını yapmıştı. 

*                   *                           *
Bugününüz dünden daha iyi olsun. Sağlıklı ve huzurlu günler dileğiyle...

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner227

banner222