Çanakkale Zaferi,
bu millet için
bir destan;
mazlum ülkeler için de
yokluklara rağmen emperyalizme karşı
mücadelenin
verileceğini
gösteren
tarihi bir derstir...
Emperyalistlerin,
en kanlı oyunudur
Çanakkale...
Çanakkale Zaferi,
Milli Mücadele 
ruhunun fitilini
ateşleyen
bir cesaret
abidesidir...
O destanı yazmasaydık,
bugün ne camilerde ezan sesi
ne de gönderlerde
Ay-Yıldızlı 
bayrağımız vardı...
Çanakkale'yi bilmek;
vatan, millet ve bayrak
aşkını bilmektir...
Çanakkale'yi bilmek, bu ülkeyi sevmektir...
Bugünkü öykümü,
bu ülkeyi canını
verecek kadar
sevenlere ithaf ediyorum...

*                          *                     *

Mehmet Bey,
eski bir öğretmendi. Samsun Ladik Köy Enstitüsü mezunuydu. Emekli olduktan sonra
köyüne çekilmiş,
hayatını torunları
ve köyün çocuklarının
eğitimine adamıştı. 
Köyün genç öğretmeni
ve aynı zamanda da okulun müdürü olan Fazilet Hanım,
milli günlerde
Mehmet Beyi okula
davet eder,
öğrencileriyle
sohbet etmesini isterdi.
O böyle zamanlarda okula hiç eli boş gitmemişti. Öğrencilere
şeker veya lokum alırdı. 
O gün, 18 Mart Çanakkale
Zaferi'nin
yıldönümüydü...
Çocuklar, onu okul kapısında
sevinçle karşıladı ve birkaç kutu lokum
bir anda bitti.
Fazilet öğretmen,
onun elini öperek, sınıfa aldı. Şöyle etrafa bir bakındıktan sonra
Mehmet Bey, "Kızım" dedi. "Bilir misin bu tebeşir tozunu yutan
kolay kolay öğretmenlikten ayrılamaz."
Fazilet öğretmen, "Yakında tebeşir kalkıyor" dedi. Mehmet Bey, sanki mesleğin büyüsü bozulacakmış gibi "Hey gidi günler" diye iç çekti.
Fazilet öğretmen, öğrencilerden sessiz olmalarını
istedi. Mehmet Bey, Çanakkale Zaferi'ni anlatacaktı.
"İstanbul'u işgal etmek ve Rusya'daki iç karışıklığa müdahale etmek için
düşmanın Çanakkale'yi geçmesi gerekiyordu"

diye başladı söze. Mehmetçiğin kahramanca göğüs göğüse
çarpıştığını duygulu sözlerle
dile getirirken, bir yandan da gözlerinden yaş akıyordu.
"Ezan sesi duyulduğunda karşıdaki 
düşman siperinden
tüfek atışı kesildi. Bu arada, 
düşman askerlerinin arasında siyahi bazı insanların
namaz kıldığı görülünce;
askerimiz şaşırmıştı, biz kimlerle savaşıyoruz diye... Müslüman ülkelerden kandırılarak toplanmış 
insanlardı bunlar... Onlar da şaşkındı: Biz kime karşı savaşıyoruz?.."

Sınıfın en haylaz öğrencisi Hasan, Mehmet Bey anlatımını 
bitirmeden ayağa kalktı. Fazilet öğretmenin
kaş-göz işaretiyle onun oturmasını istemesi, Hasan'ın hızını kesmedi. "Irak ve Suriye'de, Müslüman Müslümanla çarpışıyor
hocam" dedi.
Arkadaşları Hasan'ın densizliğine kızmış,
öfkeli gözlerle ona bakıyordu. Mehmet Bey, "Tebrik ederim Hasan" deyince, sınıfta ikinci şaşkınlık yaşandı. "Çanakkale'de Müslümanın karşısına
Müslümanı çıkaranlar,
bugün de aynı şeyi yapıyor. Bu yüzden Çanakkale, Müslümanlar için ders çıkarılması gereken bir destandır"
dedi.
Mehmet Bey, olayı sorgulayan bu öğrencinin davranışından çok mutlu olmuştu. Bir süre sessiz kaldı. "Önümüzdeki hafta ailelerinizden
izin alabilir misiniz?"
diye seslendi çocuklara. Zaten sınıfın çoğu torunu, yakın akrabaları ve komşularının çocuklarıydı. Hepsi birden "evet" dedi.
Mehmet Beyin, emeklilik parası
kendisine fazlasıyla yetiyordu. Hatırı sayılır bir para biriktirmişti. "Çocuklara o tarihi
yaşatmalıyım"
dedi kendi kendine. Çocukları, masrafları kendisi karşılamak
şartıyla Çanakkale'ye götürecekti.
Sessiz kaldığı süre içinde bunları düşündükten sonra
çocuklara şöyle seslendi:
"Dersin devamını, destanın yazıldığı yerde anlatacağım" 
"Çünkü" dedi, "O havayı solumadan
ne Çanakkale anlatılır ne de
bugünün değeri anlaşılır".
..

*                     *                      *

Bugününüz dünden daha iyi olsun. Huzurlu ve sağlıklı günler dileğiyle...
 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.